28 Ocak 2014 Salı

Ruh Bedene Şekil Verdi 16

Bölüm notları,
Başlamadan önce yeni bir karakter hakkında bilgi vereyim. Bu Nita'mız. Adı zehirli bir mantarın latincesinden (Amanita phalloides) geliyor. Daha sonra detay veririm ilerleyen bölümlerde de karşılaşacağız gibi görünüyor. Oturdum boş durmadım keçeli kalemlerle Nita'yı da çizdim ^^
Bölüm 16

Nehir kaybolmuş ruhlar ile dolup taşıyordu. Hızla düşen damlalar şeffaf bedenlerini yara yara ilerlerken, mavi çiçekler ile bezeli sunak nehri bir ziyaretçi barındırıyor, rengarenk gökyüzü misafire aldırmadan nehir ile suyunu kavuşturuyordu.

Ruhlar belirsiz bir renkle savruluyor, soğuk nefeslerini yağmura üflüyorlardı. Cümleleri olmayan ama harflere sahip bir mırıldanma, her ruhtan ayrı ayrı yükseliyor, tek bir anlamda yalvarıyordu. Kurtuluşlarını isteyen ve acılarını haykıran ruhlar üzücü bir melodi için bir ağız olmuşlardı. Özgürlüklerini isteyen ve zulümden bahseden bir melodi...

"Yeni gelecekler için sabırsızlanıyorlar. Bence fazla acımasızlar."

27 Ocak 2014 Pazartesi

To Aru Majutsu no Index

Rım rım rım


“Ne desem bilemiyorum” kışından bir gün çalarak, oturup anime manga ve uzak doğu yakın batı dizimsi filmimsi, okunmayan kitabımsı incelemeler de koymak istedim. İlk denemem de önceden "böğk klişesi" diyerek bıraktığım, burunları ve tabi çizimleri de sevmediğim, kızıl saçlı adamı bir başka kızıla benzettiğim, dengeki daisy kurasaki tarzı “kirpi” saçlara sahip ana karakteri ile “Taoru majutsu no index” animesi olsun dedim.

24 bölümlük ve devam sezonları olan anime 2008 yapımı. Türü ise, aksiyon, komedi, romantik, fantastik ve macera.


Konusuna gelince, doğaüstü güçlerin bilim sayesinde, din sayesinde ise büyünün var olduğu bir evrende Touma'nın başından geçenler diyebilirim kısaca. Şahsen ilk bölümlerde sıkılsam ve bir sene kadar izlememiş olsam da şu sıralar boşta olma psikolojisi ile devam ettim ve bitirmeyi başardım.


Çizimler “eh işte” olabilmiş seviyede animenin-ki sonuçta bu shoujo değil çizim konusunda fazla bir şey ummamak lazım- senaryosu da ilk başlarda “eh işte” olabilmiş düzeydeydi. Sonradan senaryo her telden çalayım diyerek farklı sonuçlara yöneldi. Ya da yönelmek istedi.

10 Ocak 2014 Cuma

Ruh Bedene Şekil Verdi Bölüm 15



Rütbelinin yarattığı duvarların içerisinde havaya kan tadı karışırken dışarısının da bir farkı yoktu. Rütbeliler yalnız gelmemiş, onlarca korkunç yaratığı da alana getirmişti. Efsane ustalar isimlerine yakışır şekilde onları yok etmekte hiç zorlanmamışlardı.

Alan yaratıklardan temizlendikten sonra üçüncü ellerini gözlerine değdirmiş, küçük ıslak damlaları havada tutmuş ve büyümelerini sağlamıştı. Bu sayede bir ayna gibi içeride olan biteni izlemişlerdi. Üç eğitmenin kendi aralarında tartışmaları içerideki arbede kadar uzun sürmüştü.

Öğrencilerin zayıflıklarını görebiliyorlardı, gençlerin aralarındaki kopukluk ve iletişim eksikliği barizdi. Üç tane yalnız kurt bir araya şans eseri gelmiş, beraberlik ruhu yoktu. Herkes kendi planını uyguluyor, bunu yaparken hiçbiri diğerine güvenmiyordu.

2 Ocak 2014 Perşembe

Saygıdeğer Bir Rol Bölüm 2



Ariana hedefini çok iyi biliyordu. Ve nerede bulacağını da... Ufak bir araştırmadan sonra zengin adamın yanına gitmesi, onu kandırması çok zamanını almamıştı. Farklı renk saçlar, fiziğini gizleyen kıyafetler, suratını bambaşka bir kadına çeviren kozmetik ürünleri ve plastik eklentiler... Bunlar eski insanların uğraştığı yorucu şeylerdi. Şimdiyse Ariana halktan gizli cihazıyla görünümünü çok rahat değiştiriyordu.

Tanınma ihtimali yoktu ve sarışın sekretere benzemeyi de başarmıştı. Sarışından daha önce almayı başardığı örnekler ile gittiği her yerde ondan izler bırakmayı ihmal etmedi. Noah’a trajik bir şekilde öldürülmüş süsü vermeyi başardı.

Noah’ı bayıltıp araştırma merkezine doğru yol aldı. Bu işi fazla mesai ya da ekstra sayılırdı. Genellikle yüksek dereceli katilleri ya da ölümü kesinleştirilmiş suçluları alırdı. Azalan suç düzeyleri, toplum refahı onların sayesindeydi. Bundan büyük bir kazanç elde ediyorlardı. Halk her şeyden habersiz, giderek ilginçleşen ve şans eseri gibi görünen ölümleri Tanrının adaletine yoruyorlardı. Hükümetler, her şeyden habersiz halkın aksine, bu işlerine büyük önem veriyor, geniş destek sağlıyorlardı.

Saygıdeğer Bir Rol Bölüm 1



Stres... Baş edilmesi zor zamanlar yaşıyor olmalıydı Noah Stanton. Eşiyle ilgili sorunlar olduğundan bahsediyordu doktoruna. Yükselen şirketini başarıya ulaştırmak için elinden geleni yapıyordu. Ancak haksız soruşturmalar sebebiyle dava peşinde koşuyor, sürekli aklanıyordu. Bunlar ve karışan ev hayatı onu çok yormuş olmalıydı.

Noah’ın geliş sebebi hakkında çıkan tuhaf iddialardı. Delirdiğini ya da kişilik bölünmesine sahip olduğu yönünde aslı olmayan durumu ispatlamak için doktoruna uğramıştı. Uğramışken sorunlarına yardımcı olması için her şeyi anlatıyordu. Doktor Freya bu masum ve özverili adam için endişeleniyordu.

“Bu kadar” demişti daha odaya adımını atar atmaz Noah. “Dayanabileceğimden fazla geliyor yaşadığım şeyler.”

Freya düşüncelerinin arasından, giderek karışan sesini seçmekte zorlanmıyordu. Histerik bir sesle konuşuyordu Noah.

26 Aralık 2013 Perşembe

Ruh Bedene Şekil Verdi ekstra 2

-Azulun yanındaki isimsiz rütbelinin ağzından yazılmıştır.-

Kafamı salladım. Bu ruh halinden kurtulamıyordum. Beni görmüştü. Ancak onun yanında güçsüz olmasam da onu öldürmezdim. Hayır, artık güçsüz değildim. Nehir sözünü tutmuştu, hissediyordum.
Ancak onun bana inanmasını istiyordum.

“Onu isteyerek öldürmedim. Bana… Saldırmıştı.” Uzun kirpiklerin çevrelediği gözlerine bakarak son cümlemi yineledim. Gözleri gökyüzünün açık rengine tam bir tezatlık oluşturacak kadar koyu maviydi ve her cümlemde üzerimdeydi.

“Gerçekten bana saldırmıştı. Ölecektim.”

Onaylamayan bir yüz ifadesiyle yanıma yaklaştı ve konuştu.

“Kendin itiraf ettin bile. Sana saldırdı ve sen de onu öldürdün. Tabi sunak nehrinin sana hediyesini de geri çevirmek istemedin değil mi? Belki de saldıran kişi o bile değildi. Çünkü o zaten rütbeli seçilmişti. Sana saldırmış olsaydı onun yerine sen ölmüş olurdun.”

17 Aralık 2013 Salı

Ruh Bedene Şekil Verdi Bölüm 14



14. Bölüm

İkisinin çoktan ölmüş olması gerektiği üç bunak, rütbelinin yarattığı sınırların dışarısında koyu bir muhabbete dalmışlardı. Uzunca bir sürenin ardından tekrar görüşmüş oldukları muhabbetin seyrinden de anlaşılıyordu. Birinci, üçüncü ve dokuzuncu ustalar; Zess’in dedesi olan dokuzuncu, Tanrının gözlerine sahip olan ve Azul tarafından öldürüldüğü sanılan üçüncü ve ketum, otoriter tavırlarıyla uyuşan yaştaki birinci efsane usta…

Tanrının gözleri çoktan içeride olan biteni görmüştü bile.

“Zess tahminimden fazla bizim ihtiyara benziyor.”

“Torunumun bana seslenirken kullandığı sıfatı, kendi adımdan çok duyar oldum. Eh neyse… Bana mı benziyor dedin?”

“Evet, biraz önce o da öldü.”

Ozanların Şarkısı Bölüm 4



Bölüm 4


Geniş duvarları ile ihtişamlı mimarideki kütüphanede ilerliyordum. Adımlarım her zamanki gibi sakindi. Gideceğim kısım çoğu insanın var olduğundan bile haberi olmadığı gizli odaydı. Oda demek yetersiz kalırdı. Devasa bir salon daha doğruydu. Penceresiz, bodrumda ve ilginç aydınlatmaya sahip eşsiz bir salondu. Nedense insana azim aşılıyordu. Eşsiz kitapların eskiyen sayfalarından gelen hoş bir kokuya sahipti. Buradaki kitapların bakımı tamdı. Çürümeleri mümkün değildi. Sadece zamanın azizliğiyle yıpranmış kenarları vardı, o kadar.


Ahşap bir manzaradan geçiyor gibi hissediyordum. Oymalar, desenler ve kitapların özenli ciltleri güzel bir manzaraya neden oluyordu. Etrafta birilerinin olup olmadığını merak ederek çevreme bakındım. Cebimdeki mühür büyüsüyle donatılmış kâğıt parçası emrimle gökyüzünde dağıldı. Elimi dudaklarıma götürdükten sonra ıslık benzeri kısık bir ses çıkardım. Mat bir yeşil renge sahip ışık kümesi belirdi önümde.


Bu ışığı bir tek sahibi olan ben görebilirdim. Bir de özel ailelerden birine ait gücü kullananlar görebilirdi. Bir Tanrının gözleri denen büyüye sahip aile bunu çok rahat fark ederdi. O büyüyü sır gibi saklayan aile aslında pek çok gizliyi de bilirlerdi.


Bazı büyüler araştırmalarla bulunmuştur. İnsan ya da hayvan kanıyla beslenenlerine kadar çok farklı geçmişi olan bazı büyüleri sadece asil aileler bilir. Ailevi büyülere saklı büyüler denmiştir. Bu tip büyüye sahip olmak büyük bir sorumluluk istemektedir. Çünkü aile sırrını saklamak, büyüyü çıkarsız kullanmak ve böylelikle aile şerefine sahip çıkmak zordur. En güçlü saklı büyü ise Kraliçenin Hizmetkârıdır. Bu büyü şeytanlıkla doludur. Hüzünlü de bir efsanesi vardır.


Krallığımızda ilk zamanlarda tahtın iki ailesi varmış. Birbirlerine soy olarak uzak ancak bir o kadar da asil bu aileler ülkenin adaleti için birlikte kararlar alırmış. Dört aziz bu ailelerden birindeki varisi seçerken, diğer ailenin varisi de yönetimde rütbeliler odasında yer alırmış. Ancak bir gün azizler tarafından seçilmeyen diğer aileye iftira atılmış. Düşmanlarının kıskançlıkları yüzünden ihanetten yargılanmışlar.


Ceza olarak da kraliçeyi ve onun soyunu korumakla görevlendirilmişler. Gururlu aile için bunu kabul etmekten başka bir seçenek yokmuş. Kanları ile verdikleri sözlerinde durmuşlardır. Görevlerini başarı ile yerine getirmek için de büyünün tüm insani yönlerini çalmasına izin vermişler. Zamanla aklansalar da sözleri devam etmiş. Bedenleri hayvanlaşmış ve itaat ettikleri tek kişi aynı soya ait kraliçe olmuş. Zamanla bu kraliçenin saf kanını taşıyan tek bir kadın kalmış…


Büyüleri öyle işsizmiş ki zamanla o aileyi taklit eden büyüler ortaya çıkmış. Bir ölünün gözleri büyüsü gibi güçlü ailelerin öğrendiği büyüler... Ailenin kutsal saydığı hayvan timsahmış. Timsah görünümündeki ruhun mutsuzluğu insan bedenlerine dokunmaktan, parçalamaktan çekinmezmiş.


Ancak bu tek kanı taşıyan prenses onları azat etmek istemiş. Haksız yere evcil bir hayvana dönüşen aileye acımış. Simsiyah bir süvari ve elindeki zincirlerle tuttuğu siyah timsahlar ilgisini çekmiş. Gönlüne yenik düşen prenses merakla insan hallerini incelemiş. Bu güçten mahrum kalmak istemeyen kral prensese tek bir yol sunmuş. Ya kalacak ya da aile ile birlikte sürgün edilecekmiş. Sürgünü seçen prensesten bir daha haber alınamamış.

Daha sonra tahta layık olduğunu ve onların soyundan geldiğini iddia edenler olmuş. Büyük bir isyan olmuş. Halk sarayın kapısında hakkını aramış. Haklarını isteyenler için bir meclis kurulmuş. Bir tertip düzenlenmiş, o dönemin adil kralı tarafından. İki prens adayı yarışacak ve güçlü olan tahta layık olacakmış. Nonuin tertibi denilmiş adına, adalet demektir nonuin. Ancak öyle bir kanlı savaş olmuş ki iki aday da rütbeliler de yok olmuş. Bir daha bu olmasın diye meclis artık gizli bir göreve başlar olmuş. Bu görev tüm taht isteyenleri, azizler tarafından seçilen hariç yok etmekmiş.

Adaletten adını alan nonuin meclisi... Ölüm gibi benzer bir kelimeyle anılır olmuş. Emrimle dağılan yeşil ışık çok geçmeden döndüğünde ileride bir başkasının olduğunu göstermişti bana.

Işığın sesi yoktur ancak gözleri vardır. Duyguları dahi gören gözleri… Kokusu, büyüsü ile tanıdık kişi Hisuar’dı. Ancak neden buradaydı? Ona doğru yaklaşmaktan kendimi alıkoyamadım. Geliş amacımı dahi unutmuştum. Sadece ona odaklanmıştım.


Adımlarım ona yeterince yaklaştığında aramızda sadece bir raf vardı. Gözlerime dahi bakmadı. Elindeki kitaptan ayırdığı gözlerinde mutsuzluk vardı.


“Adam mutsuzdu. Adam âşıktı. Son kan onu büyük bir istekle arzularken onun verecek bir cevabı yoktu.


Atalarımın kanla verdikleri söz senin dahi bozamayacağın bir şey olsa da günaha ortak olmakta kararlı mısın? Dedi kadına. Kadın yaklaştı.”


Almud’un kitabından bir kısmı okuyordu. Burada onunla yalnızdık. Devam ettirmeli miydim cümlesini? Devam etmemi mi istiyordu? Son kanın yani prensesin, hizmetkârına aşkını anlatan bölümü okuyordu.


“Hatırladığını söylediğin sürece, yaşadığım sürece, ölsem dahi mezarımdaki kayıp ruhun sana ait olduğunu bildiğin sürece…”


“Ve kadın korktu. Ama aynı zamanda sevdiğinin özgür olmasını istedi.”


“Yeniden insan olduğunu görmek istedi. Asla onunla olamayacağını bilse de mutlu olmasını istedi.”


Bana demek istediğini anlıyordum. Kral belki de onun benimle olmasına asla izin vermeyecekti. Kedere boğulmamdan önce vazgeçmemi mi istiyordu. Ancak aynı zamanda o son kanın hiç vazgeçmediği gibi ısrarla uğraşmamı da... Nasıl vazgeçerdim? Bunu benden bekliyor muydu ki?

Ozanların Şarkısı Bölüm 3



Bölüm 3


Büyü… İlk büyünün ne zaman insana bulaştığına dair birçok söylenti var. Ancak bu öykülerden sadece bir tanesi doğru…


Eski zamanlarda insanlar henüz sayıca az iken bir peygamber varmış. Tanrısı tekmiş. Elinde ceylan derisi bir kitap varmış. Doğaüstü yetenekleri insanların iştahını çekmiş. Büyük gücü gözlerini kamaştırmış.


İşte o zamanlar atalarım gök ruhları ile anlaşmış. Peygambere güç veren o kitabı çalacaklarmış ruhlar. Ancak ruhlar kendi aralarında da bölünmüş. Bir kısmı bunun yasak olduğunu söyleyerek insanları uyarmış. Diğerleri ise bu güce karşılık bir bedel istemiş. Atalarım gözü kapalı kabul etmiş. Peygamberin kitabı için ruhlar geldiğinde peygamber onları elinden geldiğince uyarmış. Ancak ne ruhlar ne de insanlar dinlemek istememiş.


Bunun üzerine gök ruhları lanetlenerek gök şeytanlarına dönüşmüş. Kutsal güzelliklerini kaybederek çirkinleşmiş. Gölgesi soğuk bulutlar onları çevirmiş, öfkesi ağır fırtınalar onları gizlemiş. Bir şeyi unutamamışlar o da insanlara olan nefretleriymiş. Adak istemiş gök şeytanları. Ancak bir tane değil. Her insandan birer tane…


Adaklarını sunmaları için dahi beklememişler, çalmışlar her seferinde. Her büyüye dokunmak isteyenden ya da her atası dokunmuş olandan. Bu yüzden her birimiz borcumuzu bir şekilde öder olmuşuz.


Haberimiz dahi olmadan kaybettiğimiz şeyler olmasının sebebi de bu efsane işte. Büyü şifa da veriyor aslında. Bu yüzden ben kurtuldum diyebilirim. Ben küçükken gözlerimi kaybetmiştim gök şeytanlarına. Hisuar ise büyük gücüne karşılık çok daha ağır bir bedel ödedi. Ve Enki… Bunu söylemeye dilim varmıyor.


Ozanların Şarkısı Bölüm 2



Bölüm 2


“Söylesene çalgın hikaye de anlatır mı?”


“Prensesim... Ben.”


“Kadim silahını ve büyüsünü biliyorum.”


Başımı önüme eğdim. Bana doğru çevirmedi gözlerini. Ancak devam etti konuşmasına.


“Sadece merak ediyorum daha fazla ne kadar olabilir bu duygu. Şimdi hissettiğimden fazla olması mümkün mü?”


Bu onun itirafıydı. Benim çalgım ise başka bir itiraf oldu. İkimizin dili oldu, sözü oldu.


Onun dostu olmak, benim için mutlulukla kabul edeceğim bir şey olurdu. Ama sevdiği olmak benim hak etmediğim kadar büyük bir şerefti. Büyümü çok az kullandım ki hemen kalkıp gitmesin yanımdan ama onun bana bakan gözleri her şeyi anlamama yetti.


Ona sarılamadan, onunla daha konuşamadan bir başkasının varlığını hissetti. Görünür görünmez kaybolan bir gölge geldi ve hemen kayboldu. Korkusunu hissettim prensesimin. Ve sonra o kalkıp gitti. Ben ise ölüme çoktan razı doğruldum yerimden. Evimin yolunu tuttum. Evim saraydan çok da uzakta değildi. Ancak birisi yaklaştı yanıma. Hemen tanıdım üstadı.


Ensesinde biten gür, siyah saçları, kızıla yakın rütbeli giysisine sarılmış devasa bedeni ile oldukça görkemliydi 41 bariyercinin baş üstadı Enki. Çok uzun sayılmayan seyrek siyah sakalları çenesinin alt kısmını kaplarken, sivri burnu, geniş köşeli ağzının hemen üzerindeydi. İri, kara gözleri yanlara doğru hafifçe basıktı. Gözaltları her zamanki gibi mosmordu. Ve kendisi benim can dostumdu.


Ozanların Şarkısı Bölüm 1



Bölüm 1



Kralın yanındaki güzeller güzeli kızına bakmaktan alamıyordum gözlerimi. Ben bir rütbeliydim. Bu yaptığım suçtan ötelere giderdi ve bu boynuma mal olabilirdi. Ancak onun benden uzak tutmadığı o cam yeşili gözleri, asla ölmeyeceğimi hissettiriyordu. O kadar merhametliydi ki prensesim, bu zavallı biçareden gözlerini esirgememişti.


Benim adım dilimizde güneş demektir. Hâlbuki o, benim tüm aydınlığımı gölgede bırakacak bir isme sahipti. Hisuar ki ne güzel bir isim. Dilimizde yedi kutsanmış demektir. Derler ki, o doğduğunda yere ve göğe hükmeden yedi tanrı onu elden ele dolaştırmış, her kucağına alan bir yetenek bahşetmiş. Prenses büyüdükçe güzelleşmiş ve tüm büyük kralların düşlerini süsler olmuştu. Yüce efendimizin gurur duyduğu kızı olmuştu.


Yemek masasında kadehler kralın onuruna kaldırılırken ister istemez ona doğru bakarak kaldırdım kadehimi. Hisuar da hayatım boyunca aklımdan çıkaramayacağım bir gülümseme bahşetti.


Ruh Bedene Şekil Verdi Bölüm 13



BÖLÜM 13


“Azul onu da koleksiyonuma katmak istiyorum.”

İri gözleriyle elma yanaklarıyla o kadar sevimliydi ki küçük kız, bunu söylerken amacı her ne kadar kötü olursa olsun komik bir hal alıyordu. Azul, küçük kıza somurtarak konuştu.

“Niye bu sınırların içerisine aldın bizi? Nasıl olsa ölecekler, hangisinden başladığının ne önemi var?”

Küçük kız, yanaklarını şişirmiş, dudaklarını büzmüştü. Sevimlilikten çatlayacak bir şekilde onu cevapladı.

“Efsane ustalar bunlar kadar güçsüz değiller. Hem kaçmalarını istemiyorum. Kumral ve kılıç senin... Eşitlenmiş olduk. İkiye iki... Önce bitiren kazanır.” dedi ve kafasını yana büktü, “Anlaştık mı?”.

Oyun oynuyor gibi kendi kafalarında eşleştirme yapıyorlardı. Rabi oldukça sakindi diğer ikisine nazaran. Amber, onlara bakarak iç çekti.

“Ne acı… Rütbelilerin böyle hilelere başvurduğunu bilmiyordum. İsminize yakışmadı bu tuzak.”

Ruh Bedene Şekil Verdi Bölüm 12

BÖLÜM 12

“Efendim!”

Louis saatine uzunca bir süre bakan bilim adamına seslenmesi gerektiğini düşündü. Bensura’yı anlatacakken aniden duraksamasını anlayamamıştı.

Bir süre bilim adamı gözlerini neredeyse açık olduğu anlaşılmayacak şekilde bırakarak, saatten bahsetmişti. Bensura’yı sonraya ertelemenin daha yerinde olacağını, Louis’e değil de kendi kendine konuşur gibi mırıldanmıştı.

Louis ise evine varsa da o geceyi huzursuz olarak geçirmekle kalmamış, kâbusları ile uykusuna renk katmıştı. Gri veya siyah ağırlıkta renkler... Ürkütücü sarı renkteki tuhaf gözler...

Ruh Bedene Şekil Verdi Bölüm 11


“Ne oldu?”

Zess yer dibi sarayına oldukça yakın bir şehirde iken, Rabi ve Amber’ın yanlarından kısa bir süre için ayrılmak istemişti. Yüzünü örtmek ve tanınmamak için kullandığı kumaş parçasını, hafifçe düzelten Zess, Rabi’nin sorusunu cevapladı.

“Siz gecikmeden saraya ulaşın. Önemsiz bir işim var. Geç kalmamaya çalışırım. “

Onlar saraya doğru yol alırken yüzü mükemmel hatlara sahip genç adam, demircinin evine gelmişti bile. Onu görünce gülümsedi demirci. Selamlaştılar ancak ağızlardan tek bir kelime çıkmadı. Hemen onu içeri alıp, sadece oturacağı yeri gösterdi. Beklemesini işaret etti. Hemen sonra da elinde çaylarla döndü.

Biraz utangaç bir şekilde kızıl çayı ikram ederken konuştu demirci.

“Kusuruma bakma... Çay koyu oldu. Ne zamandır yaprakların tadı yok.”

Ruh Bedene Şekil Verdi Bölüm 10

BÖLÜM 10

“Louis bana on üç rakamı ile ilgili aklında olan şeyleri söyler misin?”

Louis aklındaki her şeyi sıralamaya başladı. Çoğu uğursuzluk ile ilgili şeylerdi. Kutsal kitaplardaki yerinden hurafelere kadar bir sürü şey sıralamıştı. Bilim adamı onu dinlerken sıkılmış olacak ki konuşmasını yarıda kesti.

“Bir şeyi unuttun Louis... Ay takvimlerinde üç yılın birisi on üç aydan oluşur. Çünkü bir sene bu takvimde, otuzar günlük on iki aydan oluşur ve bu durumda artan günler olacaktır. Artan günler üç yılda bir toplanıp ilave edilir. Üç yılın ortasında gelen bir lanet demiştik. Evet, şimdi aklında bir şeyler oturmaya başladı, değil mi? Bu ülkede de lanet senesi, on üç aylık olan senenin bitimiyle başlıyor. Uğursuz sene...”